En Çok Okunanlar, Mehmet Yılmaz Kaya, Slider, Umut Yazıları

Ölümsüzlerin Açtığı Yolda Zafere Yürüyelim – Mehmet Yılmaz Kaya

Türkiye ve dünyadaki gelişmeler incelendiğinde bütün işaretler emperyalist kapitalist sistemin büyük bir kriz içerisinde olduğunu göstermektedir. Dünya genelinde yoksulluğun arttığı ve ekonomik çelişkilerin daha da derinleştiği bir dönem içerisindeyiz. Bu koşullar altında Rusya’nın Ukrayna’ya dönük olarak başlattığı askeri operasyon dünya planında var olan çelişkileri daha derinleştiren bir etki yaratmıştır. Gelinen aşamada mesele, sahada fiilen Rusya ile doğrudan NATO arasındaki bir çatışmaya dönüşmüş durumdadır. Gelişmeler gösteriyor hegemonya mücadelesi derinleştikçe dünya halkları açısından lehte ve aleyhte bir çok olanak açığa çıkmaktadır. 

AKP-MHP faşist rejimi de bu temelde pozisyon almaktadır. Ukrayna krizini fırsata çevirerek bölgedeki karşı devrimci planlarını hayata geçirmek için harekete geçişmiş bulunmaktadır. Faşist iktidar Ukrayna meselesinde NATO ekseninde tutum alarak aslında, Batı dünyasıyla bir süredir yaşadığı bir dizi çelişkiyi çözerek kendisinin ömrünü uzatacak bir destek ortamı yaratmak istemektedir. Bu temelde AKP-MHP iktidarı Rusya’nın Ukrayna operasyonunun başladığı 24 Şubat tarihinden itibaren gerçekleştirdiği diplomasi trafiğiyle uluslararası planda var olan yalnızlığının içinden çıkmak istemektedir.  ABD ve AB ekseninde yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde Erdoğan rejimine karşı daha töleranslı davranacağının işaretleri kendini hissettirmektedir.

Dış siyasette bu gelişmeler yaşanırken, iç siyasette AKP-MHP rejiminin yaşadığı ekonomik kriz her geçen gün daha da derinleşmektedir. Temel tüketim mallarının fiyatlarının artışı artık hükümete yakın resmi makamlar tarafından bile gizlenememektedir. İşçi ve emekçiler açısından hayat her geçen gün daha da zor bir hale gelmektedir. Yoksulluk daha da artarken, AKP-MHP faşizmine karşı halkın öfkesi daha da derinleşmektedir. Ekonomik kriz bütün derinliğiyle hissedilirken sömürü düzeni içerisinde zenginler daha da zenginleşmekte faşist rejimin yöneticileri ve onlara yakın sermaye odakları zenginliklerine zenginlik katmaktadır. Bu tablo içerisinde sınıf çelişkileri daha da derinleşmekte ve yoksulların emekçilerin dünyasıyla patronların dünyası arasındaki yaşam düzeyindeki fark daha da açık bir çekilde görülür hale gelmektedir.

AKP-MHP faşist rejimi ülkeyi adeta bir halklar hapishanesine çevirmiş bulunuyor. Ülke içerisinde itiraz eden, muhalefet eden her kesim faşizmin baskı ve sindirme politikalarından nasibini almaktadır. Bu yönüyle faşizm bütün toplumu korkutarak, sindirerek teslim almak istemektedir. Korku ve sindirme siyasetiyle toplumsal muhalefeti teslim almak istemektedir. Kendi sömürü çarkını daha güçlü bir şekilde işlete bilmek için toplumu tamamen teslim almak istemektedir.

Faşizmin bütün saldırılarına rağmen Kürt özgürlük hareketi başta olmak üzere birleşik devrim güçlerinin direnişi onun önündeki en büyük engeldir. Faşist iktidarın kendini tahkim etme çabası karşısında birleşik devrim güçlerinin güçlü direnişi onun bütün planlarını bozmuş durumdadır. AKP-MHP faşist rejimini ayakta tutan şey Türkiye ve Kuzey Kürdistan halkına karşı yürüttüğü sistematik saldırı ve baskı politikasıdır. 17 Nisan tarihinde Güney Kürdistan’a dönük olarak gelişen işgal saldırısı böylesi bir konjoktürde faşizmin iktidarını tahkim etmek için yaptığı bir hamledir. Buradaki amaç, ülke içerisindeki çelişkilerin üstünü örterek dikkati işgal sürecinde Kürt halkına dönük yürütülen operasyona çekmektir. Güneye dönük işgal saldırısında NATO’nun doğrudan desteğini alan AKP ve MHP faşist ittifakı yerel bir işbirlikçi unsur olarak KDP ile birlikte bu saldırıyı yürütmektedir.

17 Nisan işgal saldırısıyla birlikte başlayan mücadele süreci AKP-MHP faşist iktidarı açısından kaderinin belirleneceği bir dönem olacaktır. Kendi iktidarını sürdürmek için Kürt özgürlük hareketine karşı savaşın boyutunu yükselten faşist iktidar, aslında bütün toplumsal muhalefete savaş ilan etmiş durumdadır. Bu savaş ilanı karşısında birleşik devrim güçleri tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Faşizmin başlattığı işgal saldırısında askeri açıdan yenilgiye uğraması bizler açısından tarihsel öneme sahip bir gelişme olacaktır. Faşist rejimin Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmesi ya da tasfiye edemese de onu zayıflatması beraberinde Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halklarına dönük baskı ve sömürü rejiminin daha kapsamlı bir şekilde tahkim edilmesi anlamına gelecektir. Bu temelde genel olarak birleşik devrim güçleri özel olarakta devrimci siyaset tarihsel bir sorumlulukla karşı kaşıyadır.

Faşizm yenilgiye uğratılırsa zayıflayacak ve dağılacaktır. Başarı kazanırsa Türkiye ve Kuzey Kürdistan halkları üzerindeki sömürü çarkı daha da katmerli olacaktır. Bu anlamıyla içinde bulunduğumuz dönem tarihsel bir öneme sahiptir. Bugün mücadele eden, bedel ödeyen ve düşmana bedel ödeten gelecek toplumun şekilleneceği devrimci ilişkilerin de kurucusu olacaktır. Faşizme karşı direnmeyen, mücadele etmeyen ve bedel ödemeyen çürüyecek dağılacaktır.

Bu tarihsel sorumlulukla Ölümsüzler Haftası’na giriyoruz. 9-16 Mayıs Ölümsüzler Haftası devrimci siyaset açısından devrimci Önder Ulaş Bayraktaroğlu başta olmak üzere ölümsüzleşen komünarları sahiplenmek ve bugünün sınıf mücadelesinin güncel tarihselliği içerisinde onların mücadele mirasını en güçlü şekilde yaşatmak anlamına gelmektedir.

Faşizmin bütün saldırıları ve engelleme çabalarına rağmen devrimci siyaset komünar devrimciliği yılmadan ve usanmadan inşa etmeye devam etmektedir. Kürdistan dağlarında, Rojava Devrimi topraklarında, zindanlarda, Avrupa’da ve Türkiye metropollerinde işçi sınıfı saflarında ve yoksul mahallelerinde komünar devrimcilik yeniden ete kemiğe bürünmektedir.

Ölümsüzlerimize sahip çıkmak bugün savaşmaktan ve onların uğruna ölümsüzleştiği parti ve değerlere sahip çıkmaktan geçmektedir. Bugün kim “ölümsüzlere sahip çıkıyorum” diyorsa ilk önce onların partisine ve yarattığı devrimci savaş geleneğine sahip çıkmalıdır. Bu temelde devrimci siyasetin bulunduğu bütün alanlarda ölümsüzleri en güçlü şekilde anmak ve onları sahiplenmek bizlerin tarihsel sorumluluğudur. Onların mücadelesi bizler açısından örnek alınması gereken ve her gün hatırlanması gereken bir devrimci yaşam manifestosudur.

Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesini uğruna canlarını verecek kadar bağlı olan ölümsüz Komünarların yaşamlarını kendimize rehber edinirken aynı zamanda yeni genç devrimcilere de bu görevi kavratmak tarihsel bir görevimiz olmalıdır.

Gün devrimci sorumluluk temelinde görevlerimizi yerine getirme ve sarsılmaz bir sabırla sorumluluklarımızı yerine getirme günüdür. Düşmanın çokluğuna ve şimdilik sayımızın azlığına bakmadan ısrarla ve kararlı bir şekilde Türkiye halklarını bu faşist karanlıktan kurtarmak için savaşmalıyız.

Önderimiz Ulaş Bayraktaroğlu’nun açtığı yolda kararlı bir şekilde yürüyeceğiz. Onun ölümsüzleşmesi sonrasında devrimci siyasetin dağılacağı beklentisi içinde olan düşman güçlerinin hevesleri kursaklarında kalmış durumdadır.

Ulaş Bayraktaroğlu’nun açtığı yolda onunla ama onsuz yürümeye devam ediyoruz. Düşman artık bizim gücümüzün ve devrimci kararlılığımızın daha güçlü farkına varmış durumdadır. Hiçbir güçlük ölümsüzlerimizle kurduğumuz yoldaşlık bağımızı ve bugün onun pratikleşmesi olan kesintisiz devrimci taarruz pratiğimize dönük yoğunlaşmamızı bozmamalıdır.

Zaferi kazanacağımıza sonsuz inanıyoruz. Şimdi onların mücadelesini en görkemli şekilde sahiplenmeli ve onların verdiği mücadelenin tarihsel önemini Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerine en güçlü şekilde anlatma zamanıdır.

Paylaşın