En Çok Okunanlar, Mehmet Yılmaz Kaya, Umut Yazıları

Emeğin kurtuluşu ve özgürlük için 1 Mayıs’a – Mehmet Yılmaz Kaya

2022 1 Mayıs’ı yaklaşırken Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında işçi sınıfı ve ezilenler için mücadelenin oldukça zorlu olduğu bir tarihsel kesit içerisindeyiz. Dünya planında emperyalist kapitalist sistem büyük bir hegemonya kaybı yaşarken aynı zamanda Türkiye faşist rejimi derinlikli bir ekonomik krizle sarsılmaktadır.

Emperyalist kapitalist sistem koronavirüs pandemisiyle başlayan süreçte oldukça yoğun bir kriz yaşamış bulunmaktadır. Üretim sürecinde yaşanan yoğun kriz, beraberinde tedarik zincirlerinin yaşadığı krizlerle birlikte kapitalizmin yapısal bir krizle karşı karşıya kaldığını göstermektedir.

Bu koşullar altında Rusya’nın Ukrayna’ya dönük olarak başlattığı askeri operasyon büyük bir dünya savaşına doğru gidişin ayak seslerini daha güçlü hissettirmektedir. Fiilen Rusya-Ukrayna arasında bir savaş yaşanıyormuş gibi görünse de aslında yaşanan Rusya ile ABD öncülündeki NATO bloğunun savaşıdır.

Faşist Erdoğan rejimi dünya planında yaşanan çatışmalardan yararlanarak kendi siyasi manevra alanını artırma çabası içerisindedir. Bu yönüyle özellikle Antalya’da başlayan ve sonrasında Dolmabahçe Sarayı’na uzanan diplomasi trafiği koşullarında kısmi bir pozisyon kazanımı da yaşanmıştır. Özellikle dünya planında tecrit olmuş ve eleştiri oklarının hedefi olmuş bir rejim yerine dünya emperyalist sistemi içerisinde kusurlarının ve heyecanlı-maceraperest çıkışlarının daha anlayışla karşılanacağı bir konjonktüre doğru ilerlenmektedir.

Türkiye faşist rejimi Rusya ve NATO ekseni arasındaki çatışmada doğrudan NATO’dan taraftır. Zira NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip bir askeri güçtür. Ancak, Rusya ile de bütün köprüleri bir defa da atmak AKP-MHP faşist ittifakının hemen yapabileceği bir tercih olmamaktadır. Rusya ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişki oldukça asimetrik bir zeminde ilerlemektedir. Rusya burada belirleyen ve bir yaptırım yapılacaksa “yapabilme kabiliyetine” sahip olan konumdadır. Türkiye enerji, tahıl ve turizm gibi alanlarda doğrudan Rusya’ya büyük bir bağımlılığa sahip konumdadır. Son olarak gerçekleşen Suriye ve Rusya arasındaki askeri ve sivil uçuşlara hava sahasını kapatma kararı da yine Batı bloğunun baskısı ile ve Suriye’deki askeri gerilimlerin sonucu olarak alınmış bir karardır.

Faşist Erdoğan rejimi Rusya’nın Ukrayna operasyonunda yaşayacağı bir zayıflamayı değerlendirerek Rojava’ya dönük bir işgal saldırısını her an gündemde tutmaktadır. Aynı zamanda Güney Kürdistan’a dönük başlatılan işgal saldırısına “pençe-kilit operasyonu” adını vermiştir. Bu işgal saldırısı ile Kürt özgürlük hareketine dönük kapsamlı bir tasfiye hareketi başlatılırken, aynı zamanda ülke iç siyasetine dönük olarak yeni bir konseptin başladığını görmek gerekmektedir.

AKP-MHP faşist rejimi işçi sınıfı ve ezilenlere dönük olarak kapsamlı bir saldırı başlatmış bulunmaktadır. Bu yönüyle Pençe-Kilit hareketi esasen Türkiye ve Kuzey Kürdistan birleşik devrim mücadelesine yöneltilmiş kapsamlı bir saldırı hareketidir. Burada hedeflenen toplumsal muhalefeti teslim almak ve onu hareketsiz kılmaktır.  

Zap-Metina-Avaşin hattına başlatılan işgal saldırısı esasen AKP-MHP iktidarının son hamlesidir. Ülke içerisinde sınıf çelişkileri çok keskinleşmiş ve faşist bloktan rahatsız olan kitlelerin sesi daha güçlü çıkmaya başlamıştır. Hayat pahalılığı ve bununla beraber iktidar bloğunun debdebeli hayatı işçi ve emekçilerin sınıf kinini daha da artırmaktadır.  Her gün yapılan yeni zamlar ortaya çıkan akaryakıt ve gıda tedariki sorunları iktidarın yaratmaya çalıştığı güçlü devlet imajını yerle bir etmektedir. Bir tarafta yoksulluk içinde yaşayan geniş halk kesimleri diğer tarafta zevki sefa içerisinde yaşayan iktidar yandaşları vardır.

Bu tablo içerisinde adım adım toplumsal desteğini kaybeden bir iktidar Güney Kürdistan’a dönük işgal saldırısıyla bütün toplumsal çelişkilerin üstünü örten ve ezilenlere saldıran bir siyaset izlenmektedir. Amaçlanan, Medya Savunma Alanları’nda işgal saldırısında başarı elde etmek, ülke içerisinde HDP’ yi kapatmak ve işgal saldırısı ile elde edilen başarıyla burjuva muhalefet bloğunu paralize edip kendine yedekleyerek baskın bir erken seçime gitmektir. Böylesi bir konjonktürde seçim anlamsızlaşacak ve AKP-MHP bloğunun fiili hâkimiyetinde yürüyen bir süreç olacaktır.

Dolayısıyla Kürt özgürlük hareketine dönük tasfiye saldırısı çok yönlü olarak uluslararası emperyalist bloğun desteği ve Barzani güçlerinin tam desteğiyle gerçekleşmektedir. Burada NATO eksenli olarak oluşan anti-PKK bloğu esasen Türkiye devrimci hareketine dönük de bir tasfiye bloğudur. Kürt özgürlük hareketinin bu şekilde tasfiye edildiği koşullarda, faşist iktidar kendisine Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında dikensiz gül bahçesi kurmak istemektedir.

Kapitalist sömürü düzeni Kürt özgürlük gerillasını yenilgiye uğratarak Türkiye toplumunda yaratmaya çalıştığı halklar hapishanesinin bütün kapılarına kilit vurmak istemektedir. Türkiye kapitalizmi sınıf çelişkilerinin tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar derinleştiği bir tarihsel dönem içerisindedir.  Patronlar zenginleşirken işçi ve emekçiler daha da yoksullaşmaktadır. Emeğin bütün tarihsel hakları gasp edilirken büyük bir tantanayla ilan edilen askeri ücret daha yılın ilk dört ayında kuşa dönmüş durumdadır. 

Faşist rejim bütün bu konjonktür içerisinde emeğin kurtuluşu mücadelesi ile Kürdistan özgürlük mücadelesinin birleşmesini engellemek için Güney Kürdistan’ a işgal saldırısını başlattı. Bu operasyon AKP-MHP iktidarını kurtarma operasyonudur. Kürtlerle savaşmanın ülke içi siyasette kazandırdığını düşünen faşist rejim bu temelde savaş ve işgal politikalarını derinleştirmektedir. Bu yönüyle çok net bir şekilde yüksek sesle söylemekte sakınca yoktur. AKP-MHP faşizminin bu savaşta yenilgiye uğraması onun çöküşü anlamına gelecektir. Birleşik devrim güçleri olarak bu tarihsel sorumluluğuyla hareket etmeliyiz. Faşist rejim bütün imkânlarını kullanarak büyük bir saldırı başlatmış bulunmaktadır.

Bu temelde devrimci siyasetin de temel politikası faşist iktidarın bu savaşta askeri başarısızlık elde etmesidir. Başlattığı bu saldırı sürecinde askeri başarısızlık yaşaması iktidar bloğunun çöküşü ve büyük bir beka sorunu yaşamasıyla sonuçlanacaktır. Dolayısıyla, emeğin kurtuluşu ve özgürlük mücadelesinin çıkarlarının birbiriyle bu kadar güçlü bir şekilde bağlandığı bir tarihsel kesit içerisindeyiz. Faşizmin yenilgisi, Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimine önemli tarihsel fırsatlar sunacaktır.

Devrimci siyaset bulunduğu bütün mevzilerde kararlı bir şekilde faşizmin yenilgisi için bütün imkânlarını seferber etmelidir. Süreç AKP-MHP faşizminin geleceğinin belirlendiği bir tarihsel konjonktüre doğru ilerlerken aynı zamanda devrimci siyaset açısından da büyük fırsatlar yaratmaktadır. Bu tarihsel dönemde tarihsel rolümüzü güçlü bir devrimci kararlılıkla yerine getirmeliyiz. 1 Mayıs alanlarında emeğin kurtuluşu ve özgürlüğün kazanılması sloganlarını en güçlü şekilde ifade etmeliyiz. Gerilla alanlarında, birleşik devrimin enternasyonalist mevzilerinde, zindanlarda, Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerle 1 Mayıs alanlarında emeğin kurtuluşu ve özgürlük mücadelesi birleşik devrim mücadelesi saflarında birleşmektedir.

Faşizmin saldırıları karşısında güçlü durmalı ve en etkili şekilde cevap üretilmelidir. 2022 1 Mayıs’ı bu yönüyle Newroz alanlarının ve 8 Mart’ın yarattığı örgütlülük düzeyinin en ileriye taşınması açısından tarihsel bir anlama sahip olacaktır. Yine Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olan Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs günü olmanın tarihsel bir anlamı da bulunmaktadır. 1 Mayıs günü Taksim Meydanı’nda ve 1 Mayıs alanlarında olmak bulunduğumuz bütün alanlarda faşizme karşı emeğin kurtuluşu ve özgürlük sloganlarını haykırmak tarihsel bir anlam taşımaktadır.

Gün devrimci seferberlik ruhuyla faşizme karşı örgütlenme, emeğin kurtuluşu ve özgürlüğün kazanılması için var gücümüzle çalışma zamanıdır. Askeri, milis ve fiili meşru mücadele alanlarında eş güdümlü bir şekilde AKP-MHP rejiminin yıkılması için çaba içerisinde olmalıyız. Onun yıkılması ilk başta işgal politikaları açısından büyük bir başarısızlık yaşaması ile mümkün olacaktır. Savaş politikalarında başarısız olan faşist rejimin kendisine kalkan olarak kullandığı şovenizm kalkanı kırılacak işçi ve emekçiler açısından faşist rejimin sömürü politikaları daha güçlü bir şekilde sorgulanır hale gelecektir.

Devrimci siyaset açısından önemli bir dönemin içerisine girmiş bulunuyoruz. Faşizmin askeri yenilgisi devrimci saflarda daha büyük coşku ve enerji yaratırken birleşik devrimin Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında zaferi içinde muazzam bir tarihsel fırsat sunacaktır.

Paylaşın